Kader Yazıları – 1: Kader Nedir?

Kadere iman, iman esasları içinde, birçok insanın kavramakta zorlandığı bir meseledir. Hemen hemen herkesin kafasında şu sorular vardır:

“Kader değişir mi? Allah, benim kaderime günah işleyeceğimi yazmışsa benim suçum ne? Evlilik de kader midir? Madem kaderinde ölecek yazılmış, o halde onu öldüren niçin katil ve suçlu oluyor? Katil öldürmeseydi yaşayacak mıydı? Madem kaderimizde cennete veya cehenneme gideceğimiz yazılı, o halde bu imtihan niçin? Ben kaderimi değiştirebilir miyim?..” Bu ve bunlar gibi onlarca soru…

Biz, Zafer Dergisi için özel hazırladığımız bu yazı dizisinde, Kader konusunda detaylı bilgi verip, -yukarıda zikrettiklerimiz gibi- merak edilen tüm konulara tek tek değinmeye çalışacağız. Öncelikle bu ilk yazımızda Kader’in temelleri olan bazı kavramları aktarmak istiyoruz.

Kelime olarak Kader; takdir, ölçme, plan, program gibi manalara gelmektedir. İslami bir kavram olarak Kader ise; “Cenab-ı Hakk’ın, kâinatta olmuş ve olacak her şeyi, bütün vasıflarıyla, bütün hâlleriyle ezelde bilmesi ve daha onu yaratmadan önce, her şeyiyle, levh-i mahfuz denilen kader levhasında yazmış olmasıdır.” Kaza ise, “Allah’ın bu ezelî yazıyı ve takdiri, vakti gelince yaratmasıdır.” Kader Allah’ın ilminin bir neticesi, kaza ise Allah’ın kudretinin bir tecellisidir. Yani Allah ilmiyle yazmış, kudretiyle de yaratmıştır. Yazı, kaderdir; yaratmak, kazadır.

Mesela bir insanın ne zaman doğacağı ve ne zaman öleceği önceden Allah’ın ezeli olan ilmi ile takdir edilmiştir. İşte bu takdire yani ilahi plana kader diyoruz. O insanın vakti geldiğinde doğması ve vakti geldiğinde ölmesi, yani doğum ve ölüm hadiselerinin yaratılmasına ise kaza diyoruz.

Nasıl ki bir inşaat mühendisi önce yapacağı binanın projesini çizer sonra bina yapımına başlar ise; yaratılan her şey de, kaderden takdir edilen ve çizilen ezeldeki plan ve projelere göre yaratılırlar. Bediüzzaman’ın enfes ifadesiyle:

Her şeyin suret-i maddiyesinde, kudret-i Rabbânî ustadır, kader mühendistir. Suret-i mâneviyesinde ise, kader mistardır, yani, teşekkülâtın çizgilerini çizer; kudret mastardır, yani o çizgiler üstünde yapılan teşekkülât, kudretten sudur eder.” (Mesnevi-i Nuriye)

Bu anlam çerçevesinde kainata bakarsak, atomdan galaksilere kadar görülen uyum, kaderin plan ve programına göredir. Çünkü atomun çekirdeğinin etrafında dönen elektronların kader ile çizilen menzilleri ve vazifeleri neyse, gezegenleri güneş etrafındaki yörüngelerindeki dönüşleri ve vazifeleri de aynı kaderi programa göre takdir edilmiştir.

Tüm doğan insanların organlarının yerli yerine konulması, el – ayak gibi esas âzâlarda eşitlik ile beraber, yüz, göz, parmak izi gibi hususi organlardaki eşsizlik de yine aynı kaderi plan programa işaret eder. İnsanın vücudundaki kas ve sinir sistemi, en ufak bir fiilimizde harekete geçen yüzlerce zincirleme biyolojik reaksiyon hep bir plan ile hareket etmekte ve insan en ince detayına göre harika planlanmış bir yaratılış harikası olarak kendisini görmektedir.

İnsanın bu bahsettiğimiz yaratılışı, kendi irade ve tercihi dışında, ezelde yazılan kader programına göredir. Yani Allah’ın iradesi ve tercihiyledir. Bu kader tecellisine ızdırari kader de denilmektedir.

Tam da bu aşamada biz insanların aklına şu soru gelmektedir. “Madem her şeyim kader ile takdir edilmiştir, beni yaratan, yaptıklarımı yaratan da Allah’tır. öyle ise yaptıklarımdan neden sorumlu olayım?

İşte bu aşamada, biz insanlar için özgür irade denen kavram devreye giriyor. Allah, insanları kendi tercihlerini yapıp yapmamada özgür bırakmıştır. Bu özgür iradeye cüz’i irade denir. Bu cüz’i iradenin kendi istediklerini tercih etmesine de cüz’i ihtiyar denilmiştir.

Kul tüm varlığını, yaşadığı kainatı, çevresindekileri Allah’ın kaderi ile takdir edildiğini bilir. Bilir ki, güneşin doğuşu ve batışı bir takdir iledir. Dünyanın dönüşü, gecenin ve gündüzün gelişi bir takdir iledir. Ancak tüm bu takdirler kendi iradesi olmayan mahluklar içindir. Bizim de irademizin karışmadığı doğduğumuz yer, anne-babamız, cinsiyetimiz, biyolojik özelliklerimiz hep kaderin takdiri iledir.

Fakat kendi özgür irademizin işlediği fiiller, Allah’ın zorlaması ile değil, irademizin tercihi iledir. Kul kendi tercihini nasıl kullanırsa, neticesini Allah ona göre yaratır. Bizim tercihimizi yapmamızdan sonra neticeyi yaratan yine Allah’tır ama bu bizi mesuliyetten kurtarmaz. Bu kader tecellisine de ihtiyari kader denmektedir.

Bahsettiğimiz insanın kendi iradesini kullanmada özgür olmasına Kur’an çeşitli ayetleri ile işaret etmektedir. Örneğin:

Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık kendi aleyhinedir.” (Bakara, 2/286)

De ki: İşte Rabbiniz tarafından gerçek geldi. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (Kehf, 18/29)

Evet, ayetlerden de görüleceği gibi, kul fiilini kendi tercih etmekte serbesttir. Bu fiilinin karşılığını da Allah, kulun tercihine göre vermektedir. Günahı tercih eder ise azap, sevabı tercih eder ise mükafat vermektedir.

Yazı dizimizin bu ilk yazısında bazı kavramları size anlatmaya çalıştık. Bir sonraki yazımızda ise insandaki cüz’i irade ve cüz’i ihtiyarın, insanı nasıl mesul edeceğine dair daha detaylı bilgi vermeye çalışacağız.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere, Allah’a emanet olun…

(Zafer Dergisi, Kasım 2017)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir