Kader Yazıları – 7: Sonumuz Belli İse Neden Dünyaya Gönderiliyoruz?

Sonumuz Belli İse Neden Dünyaya Gönderiliyoruz?

Önceki yazılarımızda, kader ve cüz’i ihtiyar denen insandaki tercih etme kabiliyeti hakkında bilgi vermiş, ayrıca zaman ve Allah’ın ezeli ilmi hakkında detaylı izahlar yapıp örnekler vermiştik. Kader’e iman ile ilgili tüm soruların cevapları aslında önceki aylarda anlatmaya çalıştığımız bu kavramlarının anlaşılmasına bağlıdır. Geçen aydan itibaren vermeye başladığımız cevaplar ise, aslında bahsettiğimiz konuların üzerine bina edilerek cevaplandırılmaktadır. Şimdi bu ay ki sorumuzun cevabına geçiyoruz:

Kader hakkında düşünen ve kaderin sırlarına vâkıf olmayan kişilerin, kendi kendilerine en çok sordukları ve cevabını en çok merak ettikleri sorulardan bir tanesi de şudur: “Allah benim cennete veya cehenneme gideceğimi biliyor. Ve bunu kader defterimde yazmış. O hâlde beni bu dünyaya niçin gönderiyor?”

Bu sorudan anlaşılıyor ki, soru sahibi, akıbetinin ne olacağının Allah tarafından bilinmesinden dolayı bu âleme gelişini hikmetsiz zannetmektedir. Ona göre eğer Allah cennete veya cehenneme gideceğini bilmeseydi yaratılışın bir manası olabilirdi. Ama madem biliyor, o hâlde bu yaratılış manasızdır.

Bu soru son derece mantıksız bir sorudur. Zira bizim yaratılışımızın gayesi ve bu dünyaya gönderilişimizin hikmeti ile Allah’ın akıbetimizi bilmesi arasında hiçbir münasebet yoktur. Başka bir ifade ile bu dünyaya gönderilişimizin hikmeti, Allah’ın cennete veya cehenneme gideceğimizi bilmesiyle yok olmamaktadır.

Bu sorunun sahibi, kâinatın ve kendisinin yaratılış sebebini bilmemektedir. Yaratılış maksadından habersiz olması, bu soruyu sormasına sebep olmuştur. Ona göre, bu dünyaya sadece “Cennete mi yoksa cehenneme mi gidilecek?” sorusunun cevap bulması için gelmiştir. Ve madem Allah da onun nereye gideceğini ve akıbetini ezelî ilmi ile bilmektedir, o hâlde bu dünyaya gönderilmesi ona göre abestir. Demek soru sahibi, yaratılışın hikmetinden gafildir. O hâlde bu sorunun cevabını, âlemin ve insanın yaratılış hikmetinde aramalıyız. Bu hikmet anlaşıldığında, sorumuz cevabını bulacaktır Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de, insanının yaratılış sebebini şu ayetiyle bildirmektedir:

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat:56)

Demek insanın yaratılışının gayesi, Allah’a ibadet etmek ve ona kul olmaktır. Kulluğun ve ibadetin esaslarından bazıları da şunlardır:

Allah, şu âlemdeki sanat eserleriyle kendini tanıttırmak ve bildirmek istemektedir. İşte insanın yaratılış vazifesi; kendi sanatının mucizeleriyle kendini tanıttırmak ve bildirmek isteyen yaratıcısına iman edip; O’nu, mevcudat aynalarında tecelli eden kutsi isimleri ile tanımaktır.

Allah, şu âlemdeki rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek istemektedir. İnsanın vazifesi ise; rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek isteyen Rabbi Rahim’ine itaat edip ibadet ile kendini ona sevdirmektir.

Allah, şu âlemde insana maddi ve manevi nimetlerinin lezzetleriyle ikram etmektedir. Buna karşı insanın vazifesi; maddi ve manevi nimetlerin lezzetleriyle kendine ikramda bulunan ve onu besleyen Allah’a karşı fiiliyle, hâliyle, diliyle, hatta elinden gelse bütün duygu ve organlarıyla şükür ve hamd-ü sena etmektir.

Allah, şu âlemde yarattığı varlıklar ile büyüklüğünü ve mükemmelliğini göstermektedir. Her bir varlık, o büyüklüğe ve mükemmelliğe kendi kabiliyeti nisbetinde bir aynadır. İşte insanın vazifesi; mevcudat aynalarında azametini ve kemalini gösteren Rabb’ine karşı tam bir mahviyet içinde hayret ve muhabbetle secde etmektir.

Allah, şu âlemde nihayetsiz servet ve hazinelerini sergilemektedir. Bu servete seyircilik yapan insanın vazifesi ise; sonsuz cömertliğini nihayetsiz servet ve hazineleriyle gösteren Rabb’ine karşı ihtiyaçlarının nihayetsizliğini hissedip, dua ile yalnız O’ndan istemektir.

İşte Cenab-ı Hak, burada birkaçını zikrettiğimiz bu ulvi maksatlar ve yüce gayeler için bu âlemi yaratmış ve insanı bu âleme göndermiştir. Yani yaratılışımızın ve şu anda bu âlemde bulunmamızın sebebi bu vazifeleri icra etmektir. Bu maksatların hiçbirisi bizim cennete veya cehenneme gideceğimizin Allah tarafından bilinmesiyle yok olmamaktadır.

İşte bu yüzden Cenab-ı Hakk’ın ezelî ilmi, akıbetimizi bilmesi bizim bu âleme boşuna geldiğimiz manasına gelmez. O hâlde biz: “Kaderimde cennete veya cehenneme gideceğim belli iken bu dünyaya niçin gönderildik?” diyemeyiz. Zira âlemin yaratılmasındaki en yüce gaye, insanların cennete veya cehenneme gitmesi değil, Allah’a iman ve itaattir. Ve az önce saydığımız vazifeleri yapmaktır.

İnsanın yaratılışının bir sebebi de Allah’ın isimlerine yaptığı bu ayna olmaktır. Hatta diyebiliriz ki, şu koca âlemde ve meleklerde tecelli edemeyen isimler, şu küçücük insanda tecelli ederler. Mesela insan günah işler ve af diler. Allah da onu affeder. İşte Allah’ın affetmesiyle insanda; Gafur, Afuv, Tevvab, Gufran gibi isimler tecelli etmektedir ki, bu isimler sadece insanda gözükebilir. Bu isimler dağlarda, denizlerde, güneşlerde, meleklerde tecelli edemez. Çünkü onlar günah işlemez.

O hâlde eğer isyan ederek cehenneme gidecek kullar bu âleme gönderilmeseydi, biraz önce saydığımız isimler ve daha onlar gibi onlarca isim asla tecelli edemeyecekti. Hatta isyanın bir neticesi olan cehennem de, günahkâr kullar olmadığı için yaratılmayacak ve celalî isimler ahiret âleminde de gözükemeyecekti. Demek cehenneme gideceği bilinen bir kulun bu âleme gelmemesini temenni etmek, bu âlemin, celalî isimlerin tecellisinden mahrum olmasını talep etmektir ki, bu talep kâinatın yaratılış maksadını bilmemenin bir neticesidir.

Hem bu soru sahibi şu hakikatı da unutmamalıdır. Tecrübeli bir öğretmen sınıfındaki öğrencileri imtihana tabi tutmadan onlara not verip bir kısmını cezalandırıp bir kısmını mükâfatlandırsa, elbette ceza görecek olan öğrenciler öğretmene itiraz edip “Eğer sen bizi imtihan etseydin, biz zayıf not almazdık.” diyerek öğretmeni suçlayacaklardı. Aynen öyle de Cenab-ı Hak bizleri şu dünya imtihanına sokmadan cennete veya cehenneme gönderse, o vakit cehenneme giden insanlar bu karara karşı çıkıp “Eğer sen bizi imtihan etseydin, biz cehenneme gitmeyecektik.” diye itiraz edeceklerdi.

Cenab-ı Hak ezelî ilmi ile bizim akıbetimizi bildiği hâlde bu neticeyi bizlere de bildirmek ve hesap gününde itiraza mahal bırakmamak için şu dünyayı bir imtihan yurdu olarak yaratmış, bizleri de bu âleme bir memur olarak göndermiştir.

Zafer Dergisi, Mayıs 2018 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.