Kader Yazıları – 8: Kader değişir mi?

Önceki yazılarımızda, kader ve cüz’i ihtiyar denen insandaki tercih etme kabiliyeti hakkında bilgi vermiş, ayrıca zaman ve Allah’ın ezeli ilmi hakkında detaylı izahlar yapıp örnekler vermiştik. Kader’e iman ile ilgili tüm soruların cevapları aslında önceki aylarda anlatmaya çalıştığımız bu kavramlarının anlaşılmasına bağlıdır. Geçen aylardan itibaren vermeye başladığımız cevaplar ise, aslında bahsettiğimiz konuların üzerine bina edilerek cevaplandırılmaktadır. Şimdi bu ay ki sorumuzun cevabına geçiyoruz:

Kader hakkında düşünen ve kaderin sırlarına vâkıf olmayan kişilerin, kendi kendilerine en çok sordukları ve cevabını en çok merak ettikleri sorulardan bir tanesi de “kaderin değişip değişmeyeceği” meselesidir. 

Bu soru, birçok insanın cevabını vermekte zorlandığı bir sorudur. Zira “Kader değişir” dese, kader Allah’ın ilminin bir unvanı olduğundan “kaderin değişmesi” demek; Allah’ın ilminde bir artma veya eksilme manasına geleceğinden mümkün değildir. Mesela, Allah onun öleceğini bilirken ve öyle takdir etmişken, o kimse ölmese yani kaderi değişse… Bu takdirde Allah’ın ilminde bir değişiklik olmuş, Allah’ın bildiği bir şey gerçekleşmemiş, bilmediği bir şey gerçekleşmiş olur ki; bu da Allah’ın ilim sıfatında bir artma ve eksilme anlamına geleceğinden, bu imkansızdır ve Allah hakkında düşünülmesi doğru değildir.

Demek kaderin değişmesi, Allah’ın bildiği şeyin kaza edilmemesi yani yaratılmaması ve bilmediği bir şeyin meydana gelmesi manasına gelir ki, bu mümkün değildir. O hâlde kaderin değişmeyeceğine, Allah’ın bilgisine muhalif bir şeyin olamayacağına itikat etmemiz gerekir. 

Kaderin değişmeyeceğini kabul ettiğimizde, bu seferde şöyle bir mesele ortaya çıkıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sadaka verenin ömrünün uzayacağını, sadakanın belayı defedeceğini1 ve akraba ziyaretinin rızıkta artmaya ve berekete sebep olacağını2 hadisleriyle bizlere bildirmiştir.

Bu hadisleri de tek başına mütalaa ettiğimizde sanki şöyle bir netice çıkıyor. Mesela, Allah kuluna atmış senelik bir ömür takdir etti ve kulunun bu kadar yaşayacağını ezelî ilmi ile biliyor. Ancak bu kul sadaka verdi ve Allah’ın takdirinden fazla olarak yetmiş sene yaşadı.

Ya da Allah ona bir musibetin geleceğini ezelî ilmi ile biliyordu, ancak o kişi bir sadaka verdi ve bu sadaka o musibetin gelmesini önledi. Neticede sanki Allah’ın bilgisine ters bir durum ortaya çıktı. Allah onun öleceğini veya ona musibetin geleceğini bilirken, ölüm ve musibet ona gelmedi; yani kaderi değişmiş oldu.

O hâlde bu iki meseleyi yani kaderin değişmeyeceği meselesiyle; sadakanın ömrü uzatması, belaları defetmesi gibi kaderde değişiklik olabileceğini ifade eden hadisleri birlikte nasıl değerlendirmemiz gerekiyor? Şimdi sorumuzun cevabına geçiyoruz:

Allah’ın iki farklı kader defteri vardır. Bunlardan bir tanesi, “levh-i mahvı isbat”tır. Diğeri ise “levh-i mahvı âzam”dır.

Levh-i mahvı ispat denilen kader defteri Cenab-ı Hakk’ın yazar-bozar bir tahtasıdır. Bu defterde yazılan her şey bazı şartlara bağlanmıştır ki, bu şartlar yerine getirilmezse yazı kaza edilmez ve değişir.

Mesela levh-i mahvı isbat defterinde, falan kulun atmış sene yaşayacağı yazılmıştır. Ancak bu yazı, kulun sadaka verme şartına bağlanmıştır. Eğer o kul sadaka verirse bu kadar yaşar, vermezse daha az yaşar. Ya da ispat levhasındaki yazı şöyledir: Falanca kul kalp ameliyatı olursa yetmiş sene yaşayacak, olmazsa atmış sene yaşayacak. Bu kul, hangi şartı yerine getirirse o şartın neticesi kaza edilip diğer yazı silinmektedir. 

İşte sadakanın ömrü uzatması, belayı önlemesi gibi değişiklikler kaderin bu defterinde olmaktadır. Allah o kuluna bu defterde bir bela yazmış ve bu belanın gelmesini sadaka vermemesi şartına bağlamıştır. O kul sadaka verdiğinde, belanın şartı meydana gelmediğinden yazı silinir ve musibetin gelmesi o kul hakkında kaza edilmez.

Nitekim Ra’d suresinin 39. ayetinde Allah şöyle buyurmuştur: “Allah dilediği şeyi mahveder, dilediğini sabit kılar. Kitabın aslı olan levh-i mahfuz O’nun katındadır.”

Bu ayette belirtilen “Allah’ın dilediği şeyi mahvetmesi” yani yaratmaması ile yapılan değişiklik, bu levhada olmaktadır. Demek bu ayet bize, değişen kader levhası olan “levh-i mahvı ispattan” haber vermektedir.

Kaderin bu levhasında değişiklik olurken ve bu defterdeki yazıların meydana gelmesi bazı şartlara bağlanmışken, kaderin diğer defteri olan “levh-i mahvı âzamda” ise hiçbir değişiklik olmamaktadır. Yani misalimizdeki kulun sadaka verip vermeyeceği, kalp ameliyatı olup olmayacağı, akraba ziyareti yapıp yapmayacağı gibi hususlar Allah’ın ezelî ilmi ile bilindiğinden dolayı, Allah değişmeyecek en son neticeyi bu levhaya yazmıştır. Bu levha Allah’ın nihayetsiz ilminin bir tecelligâhıdır.

Ancak burada ilmin maluma tabi olması kaidesini ve Allah’ın zaman ve mekândan münezzeh olduğunu ifade eden ezeliyet sıfatını unutmamak gerekir. Yani Allah’ın bu bilgisi bizi bir işe zorlamamakta, bilakis biz irademizle neyi yapacaksak Allah onu bilmektedir.
Bir sonraki sayımızda “Kader İmanın Şartlarından mıdır?” sorusunun cevabında buluşuncaya kadar Allah’a emanet olunuz.

  1. Heysemi, Mecmaü’z-Zevaid, III/63
  2. Buhârî, Edeb, 12

Zafer Dergisi, Haziran 2018 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir